BİR ÇOCUK DEĞİŞİR, DÜNYA DEĞİŞİR

ÇOCUĞUM BENDEN NE İSTİYOR


Gelişen teknoloji ve değişen toplumsal koşullar ile birlikte üstün potansiyel kavramı ve bu yönde verilen eğitimler ülkemizde çoktan beri var olan bir ihtiyaç alanının tam merkezine oturmuş durumdadır. Eğitimde kalite arayışı olarak adlandırılabilecek olan bu akım bir çok ailenin çocuklarını okula verirken göz önünde bulundurdukları birincil koşut olarak karşımıza çıkmaktadır.


Özellikle eğitime erken yaşlarda başlayacak olan çocuklar için okul öncesi eğitim kurumlarının işlevi yadsınamaz derecede büyüktür. Evde aile bireyleri ile temel becerilerin kazanımından sonra çocuğun karşılaştığı ilk sosyal çevre okul öncesi kurumlarıdır. Yeteneklerin, ilgilerin ve karakter gelişiminin temellerinin atıldığı bu yeni dünya çocuğun dış çevre ile olacak olan ilişkilerinin büyük ölçüde belirleyicisi konumundadır. Bu nedenle bir okul öncesi kurumunun fiziksel ve yapısal yeterlilikleri, öğretmen ve çalışan kadrosu, çevresi ve en önemlisi eğitimsel içeriği bakımından üst düzey donanıma sahip olması gerekir. Özellikle hitap ettiği kesim açısından özel eğitim gerçekleştirmek gibi bir misyonu da varsa, tüm bu koşullara ek olarak sahip olması gereken spesifik nitelikler mevcuttur.


Üstün potansiyel kavramı işte bu noktada devreye girmektedir ve çoğu kez ailelerin önünde büyük bir soru işareti olarak durmaktadır. Üstün potansiyel veya üstün yetenek temelde; bireyin doğuştan sahip olduğu ve gelişmeye açık, işlenmesi gereken yetenekleri olarak tanımlanabilir. Her ne kadar doğru bir tanım olsa da teknoloji geliştikçe üstün potansiyel ve üstün yetenek tanımlarında da, bu alanda yapılan incelemelerde de sürekli olarak değişen bilgiler ortaya çıkmaktadır. Özellikle beyin ve zeka ile ilgili yapılan araştırmalar sonucu elde edilen yeni bulgular; üstün potansiyelli olmanın sadece bazı bireylere ait bir özellik değil her bireyde doğuştan var olan ve çevresel etmenler ile farklı boyutlarda şekillenen bir olgu olduğunu bize göstermektedir. Dolayısıyla üstün potansiyelli olmak tüm bireylerde gözlenen özelliklerin varoluş derecesindeki, görülme sıklığındaki, ortaya çıkış zamanındaki ve bir araya gelişlerindeki özgünlükten kaynaklanmaktadır. Bir başka deyişle, üstün yetenekliler farklı türden insanlar değil, bazı özelliklerinin dağılımı, sıklığı, zamanlaması ve kompozisyonu açısından farklılık gösteren bireylerdir.


Üstün yetenekliler ve eğitimleri gibi bir alanının doğmasına yol açan sorun, üstün yeteneğin çok küçük yaşlardan itibaren belirtileri gözlenebilen ve uygun çevre koşulları ile gelişimi yönlendirilebilen bir özellik olduğunun fark edilmesidir. Bir başka deyişle çoğu durumda üstün yetenekliler erken yaşlarda belirlenebilir ve koşullara, tesadüflere ve şansa bırakılmaksızın bunların kendilerine ve çevrelerine katkıları olan kişiler olarak yetiştirilmeleri mümkün olabilir. Her ne kadar üstün performans gösteren yetişkinlerin üstünlükleri çocuklukta sinyaller veriyorsa da çoğu durumda üstün özellikler gösteren çocukların, hatta olağanüstü çocuk olarak nitelenenlerin bazılarının yaşamlarında üstün başarı sergilemedikleri de bilinmektedir. Günümüzde potansiyel üstün yeteneğin tanılanması ve bu kişilerin eğitimi şu dört nedenle önem kazanmıştır;


1.Üstün yetenekliler erken yaşta yönlendirildiklerinde gelişimleri hızlandırılabilir ve düzenlenebilir; dolayısıyla katkıları arttırılabilir,

2. 21. yüzyılın bilgi ve yaratıcılığa dayalı rekabet dünyasında üstün yetenekliler kendi alanlarında iş, bilim, teknoloji, sanat ve hizmet sektörlerine, doğdukları ya da göç ettikleri ülkelere ve genel anlamda uygarlığa katkıda bulunabilecek değerli bir ekonomik kaynaktır.

3. Kendi haline bırakılıp yönlendirmediği, kendini gerçekleştirme ve yaratma fırsatını bulamadığı zaman üstün yetenekler yıkıcı, kendisine ve çevresine zarar verici hale gelebilir.

4. Çağdaş eğitim felsefesi eğitimde fırsat eşitliği kavramını her bireyin gelişim ve öğrenme özelliklerine uygun, çeşitlendirilmiş, zenginleştirilmiş ve farklılaştırılmış eğitim ortamlarını sunmak olarak tanımlamakta; yetenekleri göz önüne almayan uygulamaların getirdiği haksızlıklardan uzaklaşmaya yönelmektedir.


Türkçedeki "yetenek" sözcüğü belli bir alanı ima etmeyen geniş ve kucaklayıcı bir sözcüktür. Tıpkı kişilerin bir yada bir çok konuda yetenekli olabilecekleri gibi yine bir ya da bir çok konuda üstün yetenekli olmaları da mümkündür. Dilimiz bize çağdaş ve gittikçe yaygınlaşan bu anlayışı kolayca kavramamıza izin veriyor, Oysa bazı dillerde durum farklı. Örneğin İngilizce' de yeteneğin alanına bağlı olarak kullanılan iki ayrı terim var; "Gifted" ve "talented". İlki tanrının bir armağan bahşettiği kişi anlamını taşıyor, ikincisi ise bir marifeti, hüneri bulunan kişi demek. Özellikle İngiltere'de bunların ikisini de içeren "ability" sözcüğü bilim ve eğitim çevrelerinde daha çok rağbet görüyor. Böylece yetenekleri zihinsel ve zihinsel olmayan gibi ikili bir sınıflamaya sokmak yerine yetenek sözcüğünün başına getirilen isme bağlı olarak bir çok yetenek ifade edilebiliyor.


Peki ya üstün potansiyelli veya yetenekli (gifted or talented) olarak tanılayabileceğimiz çocuklar ne gibi özelliklere sahiptir? Öncelikle şunu dikkate almalıyız ki doğan her çocuk potansiyel bir dâhidir.

Üstün potansiyel demek yalnızca zeka skoru olarak adlandırılan çocuğun sahip olduğu IQ seviyesi değildir. Çocuklar yaratıcılık, sanat, liderlik veya akademik başarı alanlarında üstün potansiyele sahip olabilirler. Yaşıtları yanında daha büyük insanlarla rahat iletişim kurabilirler.

İyi birer gözlemci ve koleksiyoner olabilirler. Çok soru sorarlar. Çevreye ve yaşananlara karşı çok duyarlı davranırlar. Yaşıtlarına göre olgun davranırlar. Bir problemi çözmek hoşlarına gider. Enerjik bir yapıya sahiptirler. Fakat bu enerji hiperaktivite olarak adlandırılmamalıdır. Normal çocuklardan farklı alanlara ilgi duyabilirler.


Bu ve benzeri özelliklerle çocuklar sahip oldukları üstün potansiyel hakkında bize ip uçları verirler. Bu durumda ailelere ve okul öncesi öğretmenlerine düşen görev çocuklarımızı iyi gözlemleyerek tanımak, ilgi alanlarını ve becerilerini keşfetmek ve onlara güvenmektir. Fakat öncelikli olarak onlara birey oldukları ve bu nedenle değerli oldukları hissettirilmelidir. Birey olmanın yanında bunun getirisi olarak bir takım farklılıkların da olabileceği sezdirilmelidir. “Üstün” olması nedeniyle değerli olduğu hissine kapılan bir çocuk diğerlerinden farklı olduğunu düşünerek olumsuz bir sürecin içine girecektir. Bu çocuklara başarılı oldukları ya da olacakları için değil, bir birey olarak, her halükarda, onlara değer verildiği, tam anlamıyla hissettirilmelidir.


Tüm bunlardan yola çıkarak ulaştığımız sonuç; üstün potansiyel hiçbir zaman bir kaygı unsuru olmamalı veya göz ardı edilmemelidir. Var olan potansiyeli ortaya çıkarıp işleyerek; erken tanılamaya, bireysel özelliklere ve ihtiyaçlara karşılık verebilecek nitelikle hazırlanmış eğitim materyalleri kullanarak ve hızlandırılmış, zenginleştirilmiş veya genişletilmiş eğitim müfredatları, yine farklılaştırılmış ölçme aletleri ile değerlendirme imkanlarına ulaşarak çocuğunuzun mutlu bir yaşan sürmesini sağlayabilirsiniz.